Rize ve Rizelilerin buluşma platformu · 2011'den beri
Turizm

Sılayı Rahim Rize…

U Yazı: Ayşe Emine Sultan Çelik Bu coğrafyada yaşayan herkese göre memleketi bir başkadır. Memleketinin havasını teneffüs etmek tarifi münkün olmayan bir duygudur. Oraya vardığınızda sanki ana kucağına sığınmış gibi hissedersiniz. Sıcacık bir çift kolun sizi sarıp sarmaladığını hissedersiniz. Mesafeler azaldıkça adımlar daha da sıklaşır bir an evvel eve varmak istersiniz. Rize’ye araçın yaklaşması esnasında “Neden yavaş gidiyor bu araba?” dersiniz, aracın hız sayaçına bakmadan, gerçi baksa da ibrenin olması gereken yerden çok daha üzerinde olmasına aldırış etmeden yine de yavaş gidiyor neden der durursunuz. Tâki; “Rize’ye hoş geldiniz” karşılama tabelasını görünceye kadar… Nedendir bilinmez bilinçsizce bir selam verme isteği kabarır insanın yüreğinde, levhaya cevap bâbında… Sanki levhanın umurundadır… Nedense önünüzden geçen çay yüklü kamyonlara yol vermek istersiniz (hani yükleri ağırdır ya) onlarda size yol verir, yabancısınız ya (yabancılığınız araba kullanışınızdan belli oluyor ilk günlerde) İstanbul trafiğinden çıkıp, Rize trafiğine girince uyum sağlamak bir kaç saatinizi alıyor. Bu da takrîben Rize girişine denk geliyor. Sağa sola bakmaktan arabanın denge unsûrunu kaybetme gibi bir olayı da yaşamaktasınızdır. Sizin geleceğinizin bilgisini almış olan yakınlarınızın telefonla aramaları başlamaktadır. -Neredesin, nerede kaldın, niye daha gelemedin, gelelim mi? -Gelseniz ne yapacaksınız, geliyorum ya… -Olsun karşılayalım… -Yok gereği yok, ben geliyorum. Siz çayı demleyin… Çayın kokusu her yerden buram buram gelmektedir. Gittikçe yoğunlaşan trafik size, kent merkezine yaklaştığınızı belirtmekte, artık yavaşlamanız gerektiğini hatırlıyorsunuz. Eve varmanın sevinçi, bir başka… Genelde ‘’Yaşadığın yerdir evin’’ derler… Ama biz Rizelilere göre kökünün olduğu, doğduğun topraklardır evin. Her nerede olursan ol, evin Rizedir… Hiç tanımadığın insan bile gülümseyerek bakar yüzüne, köy yolundan yukarı yürümeye başladığında, çocuklar hala hoşgeldin, yaşı ilerlemiş olanlar, torin hoşgeldin derler.. Oralarda yabancılık yoktur. Bu topraklara gelmiş isen, misafir ol ev sahibi ol hiç farketmez artık bu toprağın insanısındır. Açıkmış isem yemek yemelisin yorgun isen oturup dinlenmelisin, restorant, otel aramana gerek yoktur. Muhakkak misafir edecek hâne bulunur. Çalacağın her kapı sonuna kadar gülen bir yüz ile açılır. -Hoşgeldin, buyur, otur denir. Sorulmaz, hemen masa hazırlanır. Allah ne verdiyse masaya koyulur, ardından tavşan kanı çay, sonra sorulur… Yolcumusun, hancımı… Yoksa misafir edilirsin, dilediğin kadar… Benzersin bir yayla olan Ayder yolundan yukarı araç ile hareket halindeyken elinizde fotoğraf makinesi her gördüğün güzelliği kareye almaya çalışırsın. denklanşöre her basışınızda “ yakaladım seni” der gibisinizdir doğanın benzersiz güzelliğine… Eski evler yol boyunca farklı alanlarda gelişi güzel yapılmış gibi durur, dikkatinizi çeker. Ama her biri bir mimârî harikadır. Gün ışığını en iyi alabileceği şekilde, zor kış şartlarına dayanıklı korumalı ve içinde yaşayan insanlar için en kolay kullanım alanı olacak şekilde imar edilirler. Durup uzun uzun seyretmek istersiniz. İçinde ne hayatlar yaşanmış, ne aşklar filizlenmiş, ne bebekler doğmuş, ne canlar rahmeti rahmana kavuşmuştur diye düşünürsünüz. Gözünüze birden çorap ören teyzelere takılır. Yaklaşsam olur mu diye düşünürken, seslenirler; -Hoşgeldin, nasılsın gel hele ( bir sandalye uzatırlar) dinlen soluklan biraz, elindeki makine içinizden diyorsunuz “Ahh izin verselerde çorap örerken fotoğraflarını çeksem” başlıyorsunuz sohbete… Nasılsın nerden gelirsin buralımısın, yolcumusun… “Şey izin verirseniz derken… Çek, çek.. istediğin kadar fotograf çek ama bize de gönder hemiii”. O kadar muntazam örüyorlar ki hem konuşuyor hem bakmadan örüyorlar sanki ilmek ilmek bir ömrü işliyorlar.. Hayatları bir üniversite sanki hâlen daha okumaya devam… Soğuk ayran hemen önünüzde, sanki geleceğinizden haberdârmış gibi koliva (Mısır) ayrana refâkat eder. -Ye oğul ye gezecesun, açıkırsın ye oğul.. Sıcak sarmam var, lahanam var hemen getireyim. -Yok hala yeni kalktım masada sağol, eline gönlüne sağlık. -Bak aç isen da demeyse ahirete hakkum olsun da… Yavaşça kalkarsın müsâde isteyerek yoksa ikrâmın arkası kesilmez. Yesen bir türlü yemesen… -Sakın kerubluk (gariblik)çekme, siz şimdi İstanbul’dan geldunuz çekinursunuz sakın ha! kime dersen yardım eder, hemi sakın çekinme oğul.. Gidun gezun dik yerlere dikkat edun yuvarlanmayın haaa!.. Hayde Allah’a Emanet Olun… Ömrünüzde ilk defa görmüşsünüzdür bu teyzeleri ama sanki doğduğunuz günden beri sizi tanıyormuş gibidirler. Çünkü Rize insanı, doğasında vardır bu sıcaklığı hissettirir, hissedersiniz. Ve ömrünüz boyu unutamazsınız. Yolda bir değirmen görüp durduğunuzda hazine bulmuş gibi sevinirsiniz. “Ah birde çalışıyor olsa ne iyi olur du.” dersiniz. Çekinerek açtığınız kapının ardında size içten tebessüm eden değirmenle bakışırken denklanşöre ardı ardına basarsınız. Birden sanki dualarınız kabul olmuşcasına biri belirir yoldan değirmene doğru gelen, arkasında sepetle… Yok canım bu zamanda değirmen, un, öğütmek olacak iş değil dersiniz, dersiniz de bakarsınız yanılmışsınız. Gülümseyen yılların izini taşıyan bir yüz “Hoşgeldiniz” der. Sepeti mahâretle yere bırakır, bırakış uslûbu sizde hayranlık uyandırır. Hala konuşmaya başlar. Mısır öğütecektir. Korkoti edecektir. -İsteduğun kadar fotoğraf çek ama sakın beni çekme hemi, bizimkiler hacı hocadır sevmezler fotoğrafı, der… Neredeyse mısır tanesini bile kareye alacaksınız… Oda pek nazlıdır hani… -“Üsteki ikinci ev bizum evdur, hayden buyrun bi çay içelum biraz soluklanın” der bizim hala, ne ikrâmın nede misafirperverliğin ardı arkası kesilir bu topraklarda… Ne gezmeye doyarsınız, nede insanların misafirperverliğine, sohbetine… Sayılı gün o kadar çabuk geçer ki, dönüş günü geldiğinde o gelirken merhaba dediğin levhaya hoşçakal diyemezsiniz. İçiniz buruktur, ayrılmak istemezsiniz seneye inşaallah dersin. Yola revan olursunuz gözünüz arkada EVE bakarak ayrılırsın Rize’den…

Diğer fotoğraflar

Bu içerik Rizeliler Dergisi'nin Sayı 18 · Nisan 2013 · s. 76 sayfasında yayımlanmıştır. Metin dergi baskısından aktarılmıştır; özgün sayfa düzeni için sayının PDF'ine bakabilirsiniz.