8 Mart Dünya Kadınlar Günü, tüm dünyada ve Türkiye’de emekçi kadınların hak ettiği biçimde kutlandı. Bu kutlamalardan biri de Gazeteci ve Yazarlar Vakfı Kadınlar Platformu’nun düzenlediği Anadolu Kadınları Ödül Töreniydi. Birçok kadın ve annemiz geç de olsa hak ettikleri ödüllerini aldılar. Bu özel gün adına mart sayısında yer verdiğimiz “Karadeniz’de kadın olmak” adlı yazımızla, biz de tüm Karadenizli kadınların dünya kadınlar gününü kutlamaya çalıştık. Bu sayımızda da Anadolu kadınlarına verdiğimiz önemi bir kez daha vurgulamak hem de uzunca ara verdiğimiz Karadeniz Türküleri’nin hikayelerini yeniden ön plana çıkarmak amacıyla sizler için Nokta Hala’nın hikayesini kaleme aldık.
Savaşında savaşan ve şehit olan oğlu Ahmet için söylenmiştir. Nokta hala Kırım’da şehit düşen çocuğunun hasretine dayanamaz ve o dönemde kadın başına Hemşin’den yola çıkıp, Kırım’a şehit düşen oğlunun naaşını almaya gider. Oğlunun naaşını bulur, alıp geri köyüne getirir. Bu üzüntüyle nokta hala kendini ağıtlara verir, söylerde söyler ve ‘Ahmedum’ destanı bu şekilde ortaya çıkar.
Sürekli olarak dinlediğimiz, her duyduğumuzda tüylerimizin diken diken olduğu, ‘Ahmedum’ diye seslenişiyle ve ‘bu dert ile nerelere gideyim’ deyişiyle bizleri derdine ortak eden Nokta Hala’nın acı hikayesi…
Bülbül Öter ilga Eder Dalini Ördek Yuzer Dalga Eder Gölini Gittun Mesken Ettin Kerum Elini Bundan Sonra Daha Koymam Ahmedum
Nokta Hala, Çolvaroş köyünde Haşiloğlu cevherin kızı ve Hacınumanoğlu İsmail’in karısı bir Hemşin gelinidir. 3 kızı ve bir oğlu dünyaya geldikten sonra çok genç yaşta kocasını savaşta kaybeder ve dul kalır. Ama o da birçok Karadeniz kadını gibi evlenmek istemez, kaderine razı olur. Oğlu Ahmet’i büyütmek için bütün şefkatini ve fedakarlığını seferber eder, onun için uğraşır.
Çikamadum Çolvaroşun Duzina Düğün Olur Gelinine Kızına Gelin Edup Bakamadum Yuzina Senden Sonra Gelin Görmem Ahmedum
Oy Ana Oy Ben Ne Edeyim Bu Derd ile Nerelere Gideyim
Yaz Gelende Yaylalarun Yeşili Kış Gelende Misirlarun Seçili Bizum Köyün Kız Gelini Puşili Bundan Sonra Puşi Takmam Ahmedum
Nokta Ana Etsun Bir Tava Helva Toplanıp Yesinler Emine Heva Ağlama Validem Yüreğün Sava Bir Tükenmez Derde Düştüm Ahmedum
İkinci olayda ise karşımıza çok daha farklı bir durum çıkmaktadır. Bin bir zorlukla Ahmet’i büyüten Nokta Hala, bu sefer onu gurbet ele, Kırım’a Hikayenin bu kısımdan sonra iki farklı yollamak istemektedir. Ahmet, olay rivayet edilmektedir. İlkinde, büyüdüğü köyde Rusya’da bir çatışma herkesin sevdiği çıkmış ve bu çatışma takdir ettiği akıllı daha sonra savaşa bir delikanlı dönüşmüştür. olmuştur. O da her Osmanlı’nın yanında
Kalemsiz, kâğıtsız,
dilden dile dolaşan
bir destan bu, bir
Hemşinli erkek İngiltere, Fransa gibi genç yaşında ve Sardinya krallığı ailesinin geçimini, müttefik olarak sorumluluğunu Rusya’ya savaş ilan sırtına alarak gurbete çıkmıştır. etmişlerdir. İşte bu sırada Ahmet’te Kırım’da hemşerisinin yanına gelen çıkartma yapılan askerler arasındadır. Ahmet, orda çalışmaya başlar. Bu Aşağıda sözlerine de yer verdiğimiz sırada Nokta Hala Ahmet’in özlemiyle bu ağıt, Nokta Hala tarafından Kırım yaşıyordur, kardeşlerini ve eşini çok genç yaşta kaybeden Nokta Hala yalnızlığını ve özlemini hep Ahmet’i için biriktiriyordur. Fakat Nokta Hala’nın kara bahtı gene onu izlemektedir. Onuruna çok düşkün olan Ahmet patronu ile kavga etmiş, çok kısa süreli de olsa hapis yatmıştır. Hapiste vereme yakalan Ahmet’i ve Nokta Hala’yı acı günler bekliyordur. Ahmet’in bu hastalığa üzüntüden yakalandığı varsayılmaktadır. Özellikle Nokta Hala bu olayı böyle yorumlamaktadır. Memlekete hasta dönen Ahmet bu korkunç hastalıktan kurtulamayarak ölür. Nokta Hala ise oğlunun acısını çok şiddetli yaşar. Acısını, derdini dörtlüklerle dile getirir. Bu acılarla Nokta Halanın, oğlu Ahmet için söyledikleri zamanla destan olarak dilden dile yayılır. Bu destanda bazen isyan, bazen tevekkül, bazen mazi fakat her zaman Ahmet vardır.
annenin isyanı,
evlat acısı…
Tam yirmi yaşında aldı eşimi, Deryalara kattım bu göz yaşımi. Kim kabre indirecek leşimi, Kuran okuyanım yoktur Ahmedum.
Ben seni büyüttüm kıymetli nazlı, Mektubun içimden okudum gizli. Ananun haberi çok acı sözlü, Belki ondan verem oldun Ahmedum
Bizim çorap ipti baştan söküldi, Geldi vereseler sınır dikildi. Anan dört kat oldu beli büküldi. Sınır dikenlere ahım kalsın Ahmedum
Evvel bahar gelur merakli aydur Mezarun yüksekdur etrafi çaydur Kirpiklerun uzun kaşlarun yaydur Senden sonra daha görmem Ahmedum.
Gülüm soldi,doli vurdi bostana Benum dertlerumi yazun destana Haber sorsam Haladaki ustana Acap meraktan mi eldun Ahmedum.
Ben dertliyim, öz canumdan bezerum Dağlara, taşlara destan yazarum Abdal oldum her kapiyi gezerum Eller güler ben ağlarum Ahmedum.
Kalemsiz kâğıtsız dilden dile dolaşan bu destanda bir annenin evlat acısını, hissettiklerini, özlemini ve isyanını yaşıyoruz. Destanın dört yüz kıta civarı olduğu sanılıyor fakat günümüzde yüze yakın dörtlüğü mevcut. İbrahim Can, Birol Topaloğlu ve Gökhan Birben’in kasetlerinde farklı farklı bölümlerine yer verdikleri ağıdı, en son muhteşem sesiyle Şevval Sam seslendirdi. Her dinlediğimizde Nokta Hala’nın acısını yeniden yaşıyor ve onunla dertleniyoruz. ‘Bu dert ile nerelere gideyim!’ değişiyle gözlerimiz doluyor belki de ağlıyoruz. Düşünmemiz gereken şey, günümüzde ne kadar küçük şeyleri dert edindiğimiz ve kendimizi nasıl üzdüğümüzdür. Nokta Hala’nın derdinin yanında, özlemin, acısının yanında ne kadar küçük şeylere takıp durduğumuzdur. İşte bu noktada yapmamız gereken şeyin dua etmek olduğunu düşünüyorum, Allah kimseye kaldıramayacağı yükü vermesin…