Yazı: Temel MelalRizeliler Dergisi · Sayı 8 · Haziran 2012 · s. 76
“Allah rahmet eylesin” cümlesidir cenaze gördüğümüzde kullandığımız ortak cümle. Ama acımız ortak değildir cenazenin yakınlarıyla. Ya da otoyolda bir ambulansa yol verirken çok hızlı davrandığımızı zannederiz yol verme hususunda, ama hastanın yakınlarına sorsanız ağırdan almışızdır yol verme işini, bu durumdaki duygu düşüncemiz de ortak değildir birbirimizle. Haberlerde izleriz yangın haberlerini, itfaiye ekiplerine sorsanız hızlı gelmişlerdir ama evi yanana sorsanız o dakikalar saatler hükmündedir onlar için.
Artık acısını beraber çekeceğimiz bir hastamız var. İster ambulansta hastaneye yetiştirmeye çalıştığımız bir hasta olarak düşünün onu ister sevdiklerimizin de içinde olduğu (Allah korusun) alev almış bir ev olarak. Hastamızın adı “DÜNYA”. Evet, dünyamız ölüyor, bunu ne ilk ben yazdım ne de son olur bu yazı. Kimimiz doğduğumuzdan beri yokluğunu görmediğimizden-göremeyeceğimizden kullanırsınızda akar ya o pil, işte dünyamızda o duruma çok yaklaşmış durumda. Bize sunulan bir hediye hükmünde olan “petrol” nimetini öyle aç gözlü kullandık ki dünyayı da kendimizi de perişan ettik. Elde etmek için savaşlara girdi devletler, birbirlerini öldürdü insanlar. Şimdilerde bu savaşlar bir taraftan sürerken öteki taraftan da yanlış kullanım sonucu sağlığımızı tehlikeye Başlığımızda kullandığımız “alternatif” atmakla kalmıyor, gezegenimizin kelimesi genel olarak “diğer bir sisteminde de kötüye seçenek” anlamında kulgiden değişikliklere lanılır ama bugün geldineden oluyoruz. ğimiz noktada ve bu ya-
“Ben buradayım”
dercesine bize
Karbondioksitler, zıda “tek seçenek” anlamında kullanmak durusahilden seslenen karbon monoksitler derken “sera mundayız. Tıpkı doktoretkisi” denen ların “çok az ömrü kaldı” kavramla tanıştık, dediği hastalarımıza bilemiyorum nedenini tam olarak “alternatif tıp” ile çareler bulmak için ama emin olduğum bir şey var kendimizi yırttığımız gibi, son çare iklimimiz çocukluğumdaki iklimle anlamında bu yazıda. aynı değil. Alternatif kelimesinden bahsediyordum, nedir bu alternatif Dünyamız, üzerinde yaşadığımız enerji kaynakları, neyin alternatifi gezegen ve enerji ihtiyacımız gören bunlar. bir pil. Hani bir pili son haddine kadar bilmekte zorlanırız kıymetini, kimimiz ise bugünkü verilerden ileriye dönük tahminler yapabilir ve bir ömür biçeriz dünyaya. Bizi öldürür bu dünya belki ama bizde yaptığımız hatalarla çocuklarımıza ve torunlarımıza yaşanabilir bir dünya bırakmayız, yani bizde gelecek nesilleri ölürüz tabiri caizse.
Tabi ki fosil yakıtların alternatifi. Bunlar dediğimiz şeyler diğer bir deyişle “yenilenebilir enerji kaynakları”. Güneş enerjisi, rüzgar enerjisi, jeotermal enerji, dalga enerjisi, hidroelektrik…
Ben bu yazıda, dergimizin daha çok hitap ettiği kesimi göz önünde bulundurarak Karadeniz yöresine hitap eden enerji türlerinden bahsedeceğim. Hidroelektrikten pek bahsetmeyeceğim çünkü HES tartışmalarının eksikliği yok zaten. Ama imkanım olursa o konuda da nesnel ve ayrıntılı bir çalışma ile karşınıza çıkmayı planlıyorum. Benim burada üzerinde duracağım konu deniz dalgasından elektrik üretimi. Karadeniz’in dalgasından yani…
Koca gemileri alabora edecek kadar, gemilerimizi korumak için dalgakıranlar yapmak zorunda bırakacak kadar, Rize’ de otoyolu taş dolduracak kadar kabına sığmayan Karadeniz. Küçükken dalgalarında alabora olduğumuz, dalgaları ile dalga geçmeye çalışırken bizi kayalara çarpan Karadeniz.
“Ben buradayım” dercesine bize sahilden seslenen Karadeniz.
Koca gemileri beşik gibi sallayan suyun kaldırma gücü sizce jeneratörlerimizi döndürmez mi acaba? Döndürür, hem de koca koca binaların, fabrikaların elektrik ihtiyacını sağlayacak kadar, hata yapılacak sistemlere göre daha fazlasını sağlayacak kadar döndürür.
Bazı ülkeler denemelerini yaptılar, büyük büyük enerji tarlaları kurdular ve bu işe sımsıkı sarılıyorlar. Milyonlarca Euro yatırım yaparak enerji ihtiyaçlarını dünyaya zarar vermeyecek şekilde üretmeye çalışıyorlar. Ve işin güzel tarafı biz bu konuda geç kalmadık, bundan sonra sallanmadan yapılacak girişimler bizi bu noktada ileri seviyelere taşıyabilecek türden. Malum, Avrupa’nın en çok güneş alan yerlerinden bile daha fazla güneş alıyor ülkemizin en az güneş alan yerleri. Ama güneş enerjisi konusunda gerilerde kaldık, rüzgar tarlaları deseniz hakeza. Enerji noktasında dışa bağımlı bir ülkeyiz, doğal enerji kaynaklarımızın bolca olmasına rağmen.
Enerji bakanlığı bu konuda adım atmış bulunuyor. Dalgaların verimini yansıtan haritalar çıkarılmış ve enerji üreten bir prototip ile “Karasu” da elektrik üretilmiş durumda. Bunun yayılmasını ümit ediyoruz. Tabi her şey devletin eliyle olmaz. Özel girişim ister bu konular, ellerin ceplere girmesi gerekir tabi meyveleri de toplanır fazlasıyla. Devlet bugün kendi enerjisini kendisi üreten firmalara destek veriyor. Rüzgar gülleri konusunda bu tip girişimlerde bulunan firmalar var. İhtiyacını karşılıyor fazlasını şebeke üzerinden devlete satıyor. Nereden bakarsanız kar üstüne kar. Neden dalgalar konusunda da aynı tür girişimlerde bulunmayalım. Hem de Karadeniz gibi bir imkana sahipken… Tabi Karadeniz’ de olsa okyanusların yanında küçücük. Okyanuslardan üretilebilecek enerjiye göre az. Ama Enerji Bakanımızın söylediğine göre üç tane Keban barajının ürettiği enerjiye denk enerji üretebilecek potansiyelimiz var. Bu iş sadece dalga ile olmaz tabi. Rüzgar, akarsu, güneş derken ülkemizi enerji konusunda ileri bir noktaya taşıyabiliriz inşallah.
Bu içerik Rizeliler Dergisi'nin Sayı 8 · Haziran 2012 · s. 76 sayfasında yayımlanmıştır. Metin dergi baskısından aktarılmıştır; özgün sayfa düzeni için sayının PDF'ine bakabilirsiniz.