Küçücük penceremden bazı şeyleri gözlemleyerek, birkaç aydır Rizeliler dergisinin teknoloji sayfasında yayınlanması için yazılar yazıyorum. Muhtemelen bu son yazım olacak. Bundan sonra daha iyi yazılar okuyacağınız kanaatindeyim teknoloji başlığı altında.
Küçücük penceremden diye başladım yazıma. Sebebi var elbet. İnsanlık teknoloji adı altında insanlığa bir şeyler sunmaya çalışıyor, yıllarca gözlemler yapıp bilgi denen ve insanı erdemli kılan kavramın peşinde. Yıllarını harcıyor bilim adamları, insanlığın geneli ise parayı verip alıyor yenisi çıkınca eskisini çöpe atıyor.
Fotoğrafı büyük boyutta açGelin bugün şöyle bir şey deneyelim, bu cümlemi okumayı bitirdiğinizde gözünüze takılan ilk teknolojik aygıta bakın ve kafa patlatın çalışma prensiplerini anlamaya ve acaba ben olsam nasıl yapardım diye düşünerek… Gözünüz bilgisayara ya da cep telefonunuza kayıp pes etmeyin hemen. Duvardaki klima ya da odadaki vantilatör de düşünmeye değer cihazlar. Vantilatörü ele alalım. Avamca bir bakış attığımız zaman vantilatöre her şey çok basit görünecektir gözümüze ama incelediğimiz zaman içinden zor çıkacağımız birçok problemi barındırdığını göreceğiz.
Mesela ne tür bir motor işimizi görür, hem verimli şekilde serinletecek hem fazla enerji tüketmeyecek. Motor denilen cihaz zaten başlı başına bir uzmanlık alanı. Gelelim pervane tasarımına, maksimum derecede havayı harekete geçirebilecek bir pervane, rastgele değil pervanenin eğimi, hesabı kitabı var bir sürü, basit bir pervaneyi herkes yapabilir belki ama minimum enerji ile maksimum serinliği sağlayacak pervaneyi tasarlamalıyız. Bunu da hallettik diyelim, geldi sıra kontrol paneline. İşin içine kızıl ötesi ve elektronik devreler de girdi. Biraz iyi bir şeyse mikrodenetleyiciler bile işin içinde demektir ki bu olay zor arkadaş. Bize en kolay görünen plastik aksama gelelim. Altı üstü plastik ama farkındasınızdır bütün parçalar yerine oturuyor, bir bütünlük söz konusu. Demek ki birisi bunu bilgisayarda simule etmiş, üç boyutlu olarak çizmiş, kalıplarını hazırlamış ve yapmış. İşin içine girince kim bilir daha ne problemler çıkar. Zor ama yanından geçerken vantilatöre selam vermeye gerek yok, altını çizmek istediğim mesele farkındalık meselesi.
Fotoğrafı büyük boyutta açAcaba kullandığı herhangi bir cihaz için bunları düşünmeyen insan, yaratılan en harika cihaz olan kendisini düşünür mü? Gören bir çift göz için hayretler içinde kalır mı ya da birbirine ekli bile olmayan omurlardan oluşan ve onca yükü taşıyan bel kısmı hatıra geldiğinde “Aman Allah’ım” diyen kaç kişi vardır. Bilim adamları bu yüzden saygıyı hak eder. Robot konusuna eğilen bir bilim adamı için insan harika bir örnektir. Kamera üreticisi için göz ulaşılamaz bir numune ve dahası…
Ben bu yazımda teknolojinin bizi hayretler içinde bırakan bir konusu olan robotlardan bahsetmeye çalışacağım.
Vantilatör gibi analiz edelim insansı bir robotu. Görmesini mi ele alalım yürümesini mi yoksa yapay zekasını mı? En basitinden başlayalım bunların. Yürüyen bir makine yapmaya karar verdiniz ve insanı örnek alıyorsunuz diyelim. Adım adım ilerleyelim, henüz yürümesin de hele, ayakta kalabilsin bir süre. Nedir problemlerimiz? İnsana bakınca tek ayağı üzerinde de durabiliyor. Hatta bu yüzden iki ayak yapmayalım, tek ayaklı sadece belden aşağısı olan bir robot düşünelim. Böyle bir projede biraz bulunduğumdan ne tür problemlerle karşılaşılacağını iyi bilirim. Ayağa kalkın ve tek ayak üzerinde durun, ilk fark edeceğiniz şey ayağınızı çevreleyen bütün kasların sizi dengede tutmak için ortak ve istem dışı hareket ettiği ve ayak parmaklarınızın ne kadar elzem organlar olduğu olacaktır zannediyorum. Düşecek gibi olduğunuzda ayak parmaklarınızın ne harika şekilde sizi dengede tuttuğunu göreceksiniz. Bunu nasıl bir mekanik çözümle taklit etmeyi düşünürsünüz bilemem ama biraz düşündükten sonra Boston Dynamic adlı şirketin PETMAN isimli robot videosunu izleyince “vay be” demiştim, youtube da izlenmeye değer bir video. Uğraşınca oluyor demek ki. Zaten yazımızın konusu yapabilmek ya da yapamamak değil, üzerinde düşünülmediğinden her şeyin insanlara çok sıradan gelmesi.
Bugün nükleer santral yapalım veya yapmayalım tartışmaları yaşanırken güzelliğine hayran olduğumuz gökyüzünde muhtemelen milyarlarca nükleer patlamaya şahit oluyoruz ama bununda farkında değiliz. Magmanın üzerinde yüzen bir kaya parçasının üzerinde binlerce yıldan beri yaşıyoruz ama gelin görün bununda farkında değiliz çoğu zaman. Kolumuzda gezen bir karıncayı üfleyerek atıyoruz kolumuzdan, siz o kadar küçük ve harika bir robot yapabilseydiniz o şekilde atar mıydınız o karıncayı acaba ya da minnacık uçan sinekler, yaşayabilecek kadar yeteneğe sahip, ama farkında değiliz. Kimler farkındadır bunların; bu işlere kafa yoran insanlar tabi ki. Dilinizin tatların farkına varamadığını düşünün, hiçbir yemekten zevk almazdınız haliyle. Sizce bilincimiz bütün bunların farkında olmadan yaşamdan gerçek anlamda zevk alabilir miyiz? Güneşin her gün doğuşu şaşırtmıyorsa bizi, ayın o harika manzarası sıradan olmuşsa bize göre, bir karıncayı izlerken ya da o harika manevraları yapabilen kırlangıçları seyrederken bir kıpırtı olmuyorsa çok şey kaybediyoruz demektir. “Allah’tan hakkıyla alimler korkar” cümlesinin minik bir açıklamasıydı belki bu yazı. Serin günler dileğiyle…