25 yıldır Rize Vakfı başkanlığı görevini sürdüren Orhan Keçeli, başarılı siyasi hayatıyla dikkat çeken, bir dönem Fenerbahçe Kulübü genel sekreterliği yapmış, Rize’nin yetiştirdiği en önemli isimlerden biri. Kendisini Sarıyer’deki vakıf binasında ziyaret ettik ve sorularımızı yönelttik. Sorularımıza verdiği samimi cevaplar için kendisine teşekkür ediyoruz.
Kendinizden bahseder misiniz?
1937 Rize Çayeli doğumluyum. Bundan da gurur duyuyorum. Ailemiz 100 yılı aşkındır İstanbul’la bağlantısı var. İş hayatına, baba mesleği olan manifaturacılık ve fırıncılıkla başladık. İstanbul’da bu işlere devam ettik. Sonra inşaat işiyle uğraşmaya başladık. Bir dönem aktif siyasetin içindeydim. DYP’nin kurucularından biriyim. Ayrıca Fenerbahçe Kulübü’ne bir dönem yöneticilik yaptım. Rize Kültür ve Sosyal Yardımlaşma Vakfı’nın da 25 yıldır başkanıyım.
Rize Vakfı’nın sadece başkanı değil aynı zaman da kurucularından birisiniz. Peki bu vakıf nasıl kuruldu?
Rize Vakfı; rahmetli Ziya Kalkavan, eski milletvekili bulunmaz insan rahmetli Osman Kavrakoğlu, Türkiye’nin yetiştirdiği en büyük müteahhitlerden rahmetli Muhittin Topçuoğlu beyefendilerin önderliğinde, Osman Toprak’ın teklifi ile 1988 yılında 221 üyeyle Pare Palas Oteli’nde yapılan bir toplantı ile noter huzurunda resmen kuruldu. İlk Başkanımız Ziya Kalkavan’dı. Ben, Ziya Bey döneminde yönetim kurulu üyesiydim. Bir dönem vakıftan ayrıldım ama kopmadım. Aytekin Kotil vakfa geri dönmem için açıkça bir çağrıda bulundu. “Orhan
Keçeli olmazsa bu vakıf kapanır” dedi. Bunun üzerine vakfa döndüm. 1992 tarihinden beri vakfın başkanlığını yapıyorum.
Fotoğrafı büyük boyutta açRize Vakfı’nın kuruluş amacı neydi?
Rize Vakfı’nın başkanlık görevini üstlendiğimde vakfın sosyal ve kültürel bir vakıf olması hedefini koydum. Bizi, Rize halkı seçmedi. Bizi İstanbul’da yaşayan Rizeli 225 kişi seçti. İstanbul’daki 225 kişi bir araya geldi ve vakfı onlar kurdu. Vakıf, hem bölgeye hem de hemşehrilerimize hizmet etmek için kurulmuştur ve elimizden gelen her şeyi, devletin yapmasını beklemeden, yapmaya çalışıyoruz. Rize Üniversitesi’nin kuruluşunda bir para yatırılması gerekiyordu. Rize Vilayeti bu miktarı yatıramayınca bize müracaat etti. Denizci hemşehrilerimiz büyük yardımları sonucunda, parayı yatırdık ve üniversitenin açılmasını sağladık. 1984 yılında, üniversitenin açılışını Hasan Ekin ile beraber yaptık.
Rize Vakfı olarak şuan neler yapıyorsunuz?
Rize Vakfı’nın adı sosyal ve kültürel yardımlaşma derneğidir. Sosyal açıdan düşündüğümüzde; gençlerimize burs imkanı veriyoruz. Kültürel açıdan düşündüğümüzde ise Rize Vakfı’nın birinci yaptığı iş; her yıl 2 Mart’ta Rize’nin Kurtuluş Günü’nü İstanbul’da kutluyoruz. “Siz kimsiniz de kutluyorsunuz?” diyebilirsiniz. Haklı olursunuz çünkü bunun gibi özel günleri devletin görev verdiği valisi ve belediye başkanı kutlar. Kutlamalarda önde belediye başkanları vardır. Ama biz de burada hemşehrilerimizle 2-3 saatte olsa, gurbette bir araya geliyoruz. Kutlamaları hiç aksatmadan 10-12 yıldır TİM Kültür Merkezi’nde yapıyoruz. Rize Kurtuluş Günü organizasyonları tamamen ücretsiz yapılıyor. Gelen sanatçılarımızın ücretleri vakıf tarafından karşılanıyor. Ayrıca, her yıl Haziran’ın üçüncü haftasına rastlayan Pazar günü Büyük Kulüp’te bir balo yapıyoruz. Bu balo gelir getirmek amaçlıyla düzenleniyor. Ramazanın ilk haftasına rastlayan cumartesi günleri ise iftar yemeği organizasyonlarımız oluyor. Ayrıca Rize’de de çalışmalarımız oluyor. Rize’de yapmış olduğumuz arama konferansı sonucu; sosyal yardıma muhtaç insanları tespit ettik ve bu insanlara destek vermekteyiz. Zaman zaman Rize Devlet Hastanesi’ne destek veriyoruz. Rizeli olup da şehit olanların ailesine yardım ediyoruz. Sel felaketinde, depremde zarar gören bölgelere yardım etmeye çalışıyoruz. Çam sakızı çoban armağanı elimizden geleni yapmaya gayret gösteriyoruz. Çayın adını duyurmak için çay festivali düzenliyoruz. Bu tür organizasyonlar çayı yaşatmak ve şehrin ekonomik olarak hareketlenmesini sağlar. Rize’de üniversitenin açılmasında etkin çalışmalar yaptık ve bu konuda başarılı olduk.
Vakıf olarak gençlere burs verdiğinizi, Rize Üniversitesi’nin açılmasında büyük katkılarınız olduğunu söylediniz. Bireysel olarak da eğitimi çok önemseyen bir isimsiniz. Peki eğitimle ilgili görüşlerinizi öğrenebilir miyiz?
Geleceğin iş gücünü hazırlamada okullara büyük iş düştüğüne inanıyorum. Geleceğin çalışanlarından, sadece iş değil sosyal hayata ilişkin sorumluluklar bakımından da ciddi beklentiler olacağından; okullar, mesleki ve teknik eğitim ile beraber moral değerleri yükseltecek eğitime de yer vermek durumunda kalacaktır. Artık coğrafi ve kültürel sınırlar öğrenmede engelleyici olmaktan çıkacaktır. Bir tuşla dünyaya ulaşılabilen bir çağda, öğrenme okul duvarlarını aşacaktır. Yeni dünya düzeninde eğitime en fazla yatırım yapan ve eğitilmiş insan gücüne sahip ülkeler avantaj sağlayacaktır. Böylece eğitim, her zaman olduğu gibi, insan davranışlarını değiştiren, insanların birbirleriyle ve toplumla ilişkilerini sağlayan bir araç olarak 21. yüzyılda da etkinliğini sürdürecektir.
Fotoğrafı büyük boyutta açRize Vakfı’nın şu andaki binası Sarıyer’de. Aynı zamanda Sarıyer, Rizeliler’in yoğun olarak yaşadığı bir bölge. Bu bir tesadüf mü?
Doğru. Sarıyer Karadeniz’e kıyısı olan ve çok sayıda Rizeli’nin yaşadığı bir yer. Rizeliler’in buraya gelme nedeni III. Selim’e dayanır. III. Selim boğazların güvenliğini Rizeliler’e emanet etmiştir. O tarihten itibaren, Sarıyer’e ve Beykoz’a bu vesileyle geliyorlar. Bunun içinde Rumeli Feneri ve karşıda Anadolu Feneri başta olmak üzere, bu bölgede Rizeliler yoğun olarak yaşamaktadırlar. Vakıf binamızı, Vakıflar Müdürlüğü’nden ve Petrol Vakfı’ndan kiraladık; tasarımı da vakfımız tarafından yapıldı. İçerisinde bulunan 500 kişiye yakın hizmet verebilecek salonumuzu, kiraya vererek, vakfımıza ek gelir sağlıyoruz.
Tarihteki Rizeliler’den bahsetmişken, Kurtuluş Savaşı’nda büyük başarılar kazanan İpsiz Recep’den bahsetmezsek olmaz. Siz vakıf olarak İpsiz Recep’e sahip çıkıyorsunuz. Birde sizden dinleyebilir miyiz İpsiz Recep’i?
Buralarda Andon diye biri vardı. İpsiz Recep Andon’un canını okudu. İpsiz
Recep’in şöhretini duyan Atatürk ise onu Ankara’ya çağırdı. O da Ankara’da Atatürk ile görüşerek Karasu’da çete savaşına başladı. Hopa’dan Trabzon’a kadar olan hapishaneleri boşalttı. Çete yaptı ve çete savaşının sonunda Karasu’ya yerleşti. 1929’da öldü. O, milis yüzbaşıydı ve Atatürk de orduda devam etmesini istedi ama o kabul etmedi. Bizde bu kahramanın mezarına sahip çıktık ve iki kere onardık. Karasu Belediye’si ile görüşerek mezarını Rize’ye götürmek istedik. Karasu Belediyesi ve valisi bu önerimize pek sıcak bakmadılar. “Siz bizim tapumuzu istiyorsunuz” dediler. Bende olsam böyle bir şahsiyetin mezarını vermezdim.
Sizin eklemek istedikleriniz nelerdir?
Sizin aracılığınızla büyük sorunlarımızdan birine dikkat çekmek istiyorum. Karadeniz kirletilmiş ve kirletilmeye devam ediyor. Bu konuya dikkat çekmek önemli. Bizim en büyük sorunumuz AB ülkelerinden geliyor. Avrupa’dan akmakta olan Tuna Nehri yüzünden Karadeniz kirleniyor. Bunları dünya gündemine taşıyıp çözüm bulmak zorundayız.