Yazı: Mehmet Ozman · Fotoğraf: Emin KanburRizeliler Dergisi · Sayı 9 · Temmuz 2012 · s. 72
Bir önce ki sene Kaçkarlar’a gidemediğim için çok mutsuzdum. Haftalık izinlerini orada kullanmaya karar veren iki arkadaşımın bir telefonu beni ikna etti. “Ne işin var İstanbul’da bu mevsimde. Gel!” Kendimi sabah altı uçağını havaalanında beklerken hatırlıyorum. Bir de Ardeşen Belediye Binası’nın önünde dostlarımla kucaklaşırken. Heyecandan aradaki zamanı hatırlayamıyorum.
Nereye gittiğimizi sormadım bile. Arabaya atladık ve yola çıktık. Büyükşehirden gidenler bilirler, Kaçkarlar’a giderken sahilden içeri Çamlıhemşin’e doğru sapınca arabada fazla konuşma olmaz. Herkesi esir alır gittikçe masalsı bir havaya bürünen doğa. Çamlıhemşin çarşıdan erzak alırken öğreniyorum hedefimizi Tatos Gölleri. Daha önce hiç gitmediğim için heyecanlı bir sevinç kaplıyor içimi.
Gençliğinde oralarda rehberlik yapmış olan arkadaşım Dr. Umut Kasapoğlu bir yandan Erol Doman’a laf yetiştirirken bir yandan da anlatıyor.
Verçenik, sonuncu veya sonradan gelen anlamına gelirmiş. Bölgenin en uzak yaylası olmasına bağlıyoruz bu anlamı. 3711 metreyle Kaçkar’dan sonra gelen en yüksek tepe olan Verçenik zirvesinin etrafında irili ufaklı 10’un üzerinde göl varmış. Bir adet pansiyonu olan yayla, çadır turizmine yabancı değil diyor. Hazırlıklı olmadığımız için biz bu gidişimizde kamp yapamadan döndük. İnşallah ileriki sayılarımızda bir de kamp yazısı hazırlayabiliriz sizler için.
Çamlıhemşin’den düz devam edip Çat’a kadar geldikten sonra tekrar devam edip kaleye uğramadan düz gidiyoruz. Temiz havadan mı yoksa sallantılı yoldan mı bilinmez hafif bir çakır hal geliyor üstümüze. Sonunda köprüyü geçip yaylaya varıyoruz.
vücutlar daha tam ısınmadan oldukça dik bir eğimle yürüyüşe başlamamız. Ancak bir saat sonra eğim iyice azalıyor ve çimenlerle kaplı düz bir zeminde yürümeye başlıyoruz. Buradan sonra nispeten daha kolaylaşan parkurda minik rehberlerimizle vedalaşıp yola kendimiz devam ediyoruz. Kimi zaman çimenlerin, kimi zaman da kayaların üzerinde yürüyerek iki saat sonra Mocar Gölü’ne varıyoruz. Mocar Gölü zirvelerin arasında saklı bir değer. Ortasındaki küçük adacığı onu diğer göllerden farklı kılıyor. Bu güzel göl, Tatos Gölleri’nin gölgesinde kaldığı için değeri pek bilinmiyor.
Bu yayla 2657m’de kurulu yaklaşık 40 haneli bir yerleşim. Erken sezonda gittiğimiz için daha kimsecikler yok. Evinin çatısına branda germeye çalışan bir teyzeye yardım ediyoruz. Böylece coğrafyaya hepimizden daha hakim uşakları bizim yanımıza rehber oluyorlar ve başlıyor keyifli yürüyüşümüz. Yüzünüzü Verçenik’e döndüğünüzde solunuzdaki yamaçta uzanan patikayı takip ediyoruz. Patika belli belirsiz başlıyor. Birçok patika olduğu için başlangıçta doğru patikayı ayırt etmek zor. Özellikle bu kısımda Ayşe Teyze’nin uşakları Ömer ve Yusuf bize yardımcı oluyorlar. Ancak yükseldikçe patika daha da belirginleşiyor. Yürüyüşün ilk etabı biraz yorucu geçiyor. Nedeni ise
İçimizde göle atlayıp yüzmek isteyenler göreceğiniz manzara çok az kimseye nasip olmuştur. Muhteşem bir dağ olduysa da dizlerimize kadar girince silsilesinin arasındaki çanakta kalmış ve buna gerek olmadığına karar verdiler. birbirine küçük kanallarla bağlı üç adet Hayatımda bu kadar soğuk bir suya göl. Nefes kesen bir değmemiştim. İçimmanzara. Patikadan den, JRR Tolkien’in göllerin kenarına kurguladığı Yüzükleinmek yarım saat rin Efendisi’ndeki alıyor. Eğer soğuk “Ent Suyu” olsa olsa suya dayanıklıysanız böyle bişey olurdu göllerde yüzmenizi diye geçirdim. Sadece tavsiye ederim. Bu yorgunluğumuzu nedenle yanınıza almadı. Ağır çantalamutlaka mayo rımızın yükünden ve yedek giyecek yorulan omurgamız sanki hiç olmadığı
Hani Verçenik kadar dik ve güçlü yaylasına vardığımda hale geldi. Adeta “Temiz havadan boyumuz uzadı diyebilirim. Bu noktadan itibaren çok düşük mı yoksa sallantılı yoldan mı bilinmez bir eğimle yavaş yavaş yükselerek yarım hafif bir çakır hal geliyor üstümüze.” demiştim ya. Göllere varıp o temiz saat içinde bir aşıta vardık. Buradan havayı içime çektikçe farkettim bulanıklığın netleştiğini. Ne de olsa 8 saat önce İstanbul’da havalalanında uçak beklerken şimdi 3000 m’de kadim dostlarla bir masalda yürüyordum. Yeniden doğa ve yaşamla bağımı tazelemiştim. Bu, büyükşehir ve yakınlarında kaybettiğimiz, isimsiz bir duyumuzu yeniden kazanmaya benziyor. Uzun aradan sonra yeniden gözlerinizin görmeye başladığını, yeniden içinize çektiğiniz havanın kokusunu duyduğunuzu hayal edin.
için.
Artık hava karar madan geri dönmemiz gerek. Dönüş yolculuğu çok rahattı. Aracımıza atlayıp Doğa pansiyonun ahşap kokan odalarında başımızı yastığa koyduğumuz zaman dünyanın en derin, en huzurlu uykusuna daldık fırtınanın şırıltılı ninnisinde.
Bu içerik Rizeliler Dergisi'nin Sayı 9 · Temmuz 2012 · s. 72 sayfasında yayımlanmıştır. Metin dergi baskısından aktarılmıştır; özgün sayfa düzeni için sayının PDF'ine bakabilirsiniz.