Mihrimah Sultan, Kanuni Sultan Süleyman ve Hürrem Sultan’ın tek kızı ve 16. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’nun yönetiminde de büyük rol oynamış bir prenses sultandır. Kanuni Sultan Süleyman Mihrimah Sultan’ı çok sever, bütün isteklerini yerine getirirdi. Mihrimah Sultan çok iyi yetişti ve iyi bir eğitim gördü. Rivayetlere göre babasıyla birlikte savaş meydanlarında da görüldüğü söylenilir.
On yedi yaşındayken iki talibi vardır. Biri Diyarbakır Valisi Rüstem Paşa, diğeri sarayın baş mimarı Mimar Sinan. Mimar Sinan, elli yaşlarındadır. Aynı zamanda evlidir ama Mihrimah Sultan’a deliler gibi aşıktır.
Mihrimah Sultan, Rüstem Paşa’ya verilir. Kanuni’ye damat olmak, Cihan İmparatorluğu’nun ikinci adamlığı anlamına geldiği için; Diyarbakır Beylerbeyi Rüstem Paşa’nın, Kanuni’nin biricik kızı Mihrimah Sultan’a eş olarak seçilmesini hazmedemeyenler üst yönetim kadrolarında dedikodu kazanlarını kaynatır ve Paşa’nın cüzzamlı olduğu haberi uydurulur. Bu haberin gerçek olup olmadığından emin olmanın tek yolu, Paşa’nın bir sağlık kontrolünden geçmesidir. Hemen bir ekip Diyarbakır’a gönderilir. Haberin gelmesi gecikmez. Rüstem Paşa’nın çamaşırlarında bit bulunmuştur. Paşa için vezirlik yolu açılmıştır artık, çünkü cüzzamlıya bit gitmez!
Bu olay üzerine, Paşa’nın siyasi düşmanları tarafından yazılan/yazdırılan şu beyit pek hoş ve manidardır:
“Olacak ki bir kişinin bahtı kavi talihi yar, Kehlesi dahi anın mahallinde işe yarar!”
Fotoğrafı büyük boyutta aç(Şansın varsa, bitten bile fayda görürsün.)
1539 yılında evlenirler. Düğün töreni iki küçük erkek kardeşi Bayezid ve Cihangir’in sünnet düğünüyle birlikte At Meydanı’nda (Bugünkü Sultanahmet Meydanı) büyük şölenlerle kutlandı. Rüstem Paşa bu evlilikten sonra sadrazam oldu. 1544-1561 yılları arasında iki yıllık bir süre hariç kesintisiz sadrazamlık yaptı. Sadrazam, vaktini tamamını devlet işleriyle geçirmektedir. Mihrimah Sultan da kendini hayır işlerine adar.
Eşinin vefatından sonra (1561) bu çalışmalarını daha da yoğunlaştırır. Mihrimah Sultan, Kanuni’nin vefatından sonra erkek kardeşi 2. Selim ve yeğeni 3. Murat’ın saltanat yıllarında da sarayın ve haremin en nüfuzlu kadını olmayı sürdürdü. Eşi Rüstem Paşa’nın servetini hayır işlerine harcayan Mihrimah Sultan, sadece Osmanlı topraklarında hayır işlemekle kalmayıp, Mekke’de Zübeyde kaynağı suyollarını da yaptırmıştır. 25 Ocak 1578’de, 56 yaşında iken vefat eden Mihrimah Sultan, Kanuni’nin Süleymaniye Cami haziresindeki sandukasının yanı başına defnedildi. Mihrimah Sultan, hem son derece dindar ve hayırsever, hem de oldukça büyük bir servetin sahibiydi.
Rivayete göre; Mihrimah Sultan iki cami yaptırmak ister. İlk okunan ezan ile son okunan ezanın kendi camilerinde okunmasını ister. Birisi Üsküdar’da, diğeri de Edirnekapı’da bulunan bu camileriyle arzusuna kavuşur.
Vaktinin çoğunu da adına yaptırılan bu iki büyük camide geçirmiştir. Üsküdar’daki; Sultantepesi’nin eteğinde, hakim bir set üzerinde bulunan cami Üsküdar İskelesi’nde ve Sultan 3. Ahmet Çeşmesi’nin karşısındadır. Eski kaynaklarda (Leb-i Derya) denizin dudağında kurulmuş olarak gösterilir.
Fotoğrafı büyük boyutta açEtek giymiş bir hanım görünümündeki Mihrimah Sultan Cami (İskele Cami) ve gün ışığının her köşede adeta dans ettiği kadınsı edalı Edirnekapı Cami. (Mihrimah Sultan’ın statüsü iki minareli cami yaptırmaya yetmesine rağmen, yalnızlığını simgelemesi anlamında tek minareli yapılmıştır bu cami.) En büyük şansı da Koca Sinan’ın mimarbaşı olmasıdır herhalde. Mimar Sinan, Mihrimah Sultan için en uygun yerlere uygun camiyi padişahın izni ve emriyle dünya üzerinde eşi benzeri görülmemiş bir efsunlu simetriyle yapmıştır.
Cami ve külliye İstanbul’un “yedinci tepesi”nin en yüksek noktasında bulunur. Deniz seviyesinden yüksekliği yaklaşık 70-75 metre civarındadır. Cami, İstanbul’da bulunan fay hatlarının en tehlikelisinin üzerinde yer aldığından 1884 yılında meydana gelen şiddetli depremde büyük hasar görmüştür. Vakfiye, külliye, caminin yanı sıra, medrese, imaret, hamam, türbe, tabhane, kervansaray, kiler, sıbyan mektebi ve çeşmeden meydana gelir. Bu geniş külliyeden zamanımıza; cami, medrese ve sıbyan mektebi ulaşmıştır. Sıbyan Mektebi, bugün Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı, çocuk kütüphanesi olarak kullanılmaktadır. Medrese, sağlık merkezi olarak kullanıldığından iç mimarisinde pek çok değişiklik yapılmıştır. Hücrelerin biri dışında diğerleri, asıl biçimlerini kaybetmiştir. Caminin batı duvarı üzerine konulan güneş saati oldukça ilgi çekicidir.
Edirnekapı’daki cami; fazla bilinmeyen kendi halinde bir sanat eseridir. Mimar Sinan’ın Mihrimah Sultan’a olan aşkını tasvir ettiği cami olarak rivayet edilir. Mihrimah Sultan’ın o duru, gösterişsiz ve bir o kadar asil güzelliğine istinaden küçücüktür. Caminin kubbesi, dışarıdan bakıldığında, tüm ihtişamıyla tek başına yükselmektedir. İçerideki abartılı pandantif boyutları hemen dikkati çekmektedir. İlginçtir ki, minaresi sadece bir tanedir ve 38 metredir. Ve yine diğer camilerinden farklı olarak, çok sayıda pencere eklenmiştir ki; Mihrimah Sultan’ın çileli, tek başına fakat dimdik ayakta kalarak geçirdiği ömrüne işaret etmekle kalmamış, yapıya feminen bir hava vermiştir. Bir adet incecik kubbesinin üzerindeki 161 pencere, iç güzelliğinin ne kadar aydınlık ve berrak olduğunu temsil eder bu sayede. Gün ışığının her köşede adeta dans ettiği cami içindeki pandantiflerde ve minare kenarlarındaki upuzun işlemelerde de Mihrimah Sultan’ın o çok güzel upuzun saçları tasvir edilmiştir. Mimar Sinan’ın camiyi gözden uzakta, ilgiyi çekmeyecek bir yerde inşa ettirmesi, Mihrimah Sultan’a duyduğu gizli aşkın bir ifadesi, bir yansıması olarak yorumlanmasına sebep olmuştur. İki cami arasında müthiş bir hesaplama, estetik, inanılmaz bir uyum vardır. Beyazıt gibi yüksek bir tepeden baktığınızda, Üsküdar’daki Mihrimah Camisi’nin iki minaresi arasından ayın doğuşunu görürsünüz, aynı noktadan akşam ters yöne baktığınızda güneş Edirnekapı’daki Mihrimah Camisi’nin minaresinin dibinden batar.
Bu muazzam hesaplama Mimar Sinan’ın Mihrimah Sultan’a karşı duyduğu platonik aşka bağlanır. Şimdi, gidin Edirnekapı ve Üsküdar’daki camileri aynı anda görebileceğiniz bir yer seçin ve 21 Mart’ta, yani geceyle gündüzün eşit olduğu günde seyreyleyin. Bu arada 21 Mart Mihrimah Sultan’ın doğum günüdür. Göreceğiniz manzara sizde hayranlık uyandıracak bir hadisedir;
Edirnekapı camisinin tek minaresi ardından kıpkırmızı güneş batarken, Üsküdar’daki camisinin minareleri arasından ay yükselir.
Güneş ve ay aynı anda görülür.
Mihrü-Mah=Güneş ve Ay. Bu akıllara ziyan bir hesaplamadır; bu güzellik anlayışı aşkın tezahürüdür…