Röportaj: Beril Mutlu · Fotoğraf: Mustafa İslamoğluRizeliler Dergisi · Sayı 17 · Mart 2013 · s. 74
1980 Üsküdar İstanbul doğumlu olan Selim Bölükbaşı hem annesi hem de babası tarafından Rizeli. Rize’nin Pazar ilçesinden olan Selim Bölükbaşı Rize’de doğup büyümese de kendini Rizeli hissedenlerden. Müzikle olan bağının, 1998 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi Enstrüman Yapım Bölümünü kazanmasından çok öncesine dayandığını öğrendiğimiz sohbetimizde kendisini daha yakından tanıma fırsatı bulduk. Tam bir memleket aşığı olan yetenekli müzik adamı ile gerçekleştirdiğimiz röportaj ise şöyle;
Müziğe nasıl başladınız?
Müziğe, 9 yaşımda bağlama çalarak başladım. O da annemin vesilesiyle oldu. Çünkü annem de bağlama çalardı. Annemden gördüğüm ve duyduğum isimleri dinleyerek büyüdüm. Esasında hiç Karadeniz kültürüyle büyümedim. Evde Karadeniz müziği dinlenmezdi. Karadeniz kültürüne ait olarak evde Lazca konuşulurdu. Düğünlere gittiğimizde de horon oynanırdı. Karadeniz kültürünü bu kadar biliyorum.
Müziğe olan yeteneğinizi nasıl fark ettiniz?
Annem bağlama çalardı ama annemin evde bir bağlaması yoktu. Bir gün kuzenimin evine gittik. Annemin bağlaması da orada duruyormuş. Onu görünce dikkatimi çekti ve elime aldım. Divan sazı dedikleri büyük bir sazdı. Ben küçücük bir çocuktum ve teknesini yatağa koyup çalmaya çalıştım. Sazı eve götürdüğüm gün, iki saat içinde, Zülfü Livaneli’ye ait olan “Güneş Topla Benim İçin” adlı parçayı çalmaya başladım. 9 yaşında bir çocuğun bu kadar kısa sürede başarması gerçekten bir mucize. Genlerden gelen bir yetenek. Babamın da müezzinlik yönü vardır. Annem de müziğe yatkın. Bağlama çalıyor zaten. Dayım da bağlama çalan biriydi. Oradan gelen bir yetenekle başladım. 16 yaşıma kadar bağlamayla haşır neşir oldum. Dayımın vesilesiyle bana Rize’den bir tulum siparişi verildi. Dayım; “Bu kadar enstrüman çalıyorsun da bizim kültürümüzde olan tulumu neden çalmıyorsun?” dedi ve dayımın vesilesiyle bana Rize’den bir tulum siparişi verildi. Bende bu şekilde tulum çalmaya başladım.
Profesyonel olarak müzik alanında çalışmaya ne zaman başladınız?
1996 senesinde, Laz müziğinde önemli bir isim olan Birol Topaloğlu ile birlikte çalışmaya başladık. Hem vokalist olarak çalıştım hem tulum hem de ritim çalmaya başladım. 6 sene birlikte çalıştık ta ki 2001 yılında yollarımız Kazım Koyuncu ile birleşene kadar. Kazım Koyuncu, O dönemdeki tek tulum sanatçısı aynı zaman da Kazım Koyuncu’nun da yanında yıllardır çalan Mahmut Turan varken tulumcu olarak seni almam dedi. Onun vesilesiyle kemençeye başladım. Çok yoğun çalışarak bir iki ay gibi kısa bir sürede sahneye çıktım. O zamana kadar hep Orhan Gencebay, Nida Tüfekçi, Neşet Ertaş, Zülfü Livaneli gibi halk müziği sanatçılarını dinleyerek yetişmiştim. Karadeniz müziğine geçince farklı bir bakış açısıyla girdim. Dolayısıyla kemençe ve tulumu çok başka çaldım. Bu şekilde de çalan ilk kişi benim. O zaman benim gibi bir Cemal Berber vardı. Bende genç olduğum için insanların dikkatini çektim. Kazım abiyle yapmak istediklerimi çok rahat gerçekleştirdim. Çünkü bakış açımız hep aynıydı. Dolayısıyla yaptığımız müzikte öyle şekillendi.
“Karadeniz müziğini daha şehirli daha evrensel boyuta taşıdık.”
Kazım abinin vefatından sonra Volkan Konak ile kemençe tulum bağlama ve ritim saz icracısı olarak başladım ve hala onunla çalmaktayım. Volkan Konak’ta Karadeniz kültürü açısından ayrı bir bir bakış açısı yaratan ve kendi bölgesinde ayrı bir derya olan değerli bir sanatçıdır. Dolayısıyla onun gibi özel bir sanatçının yanında öğrendiğim birçok özel şey var. Bu kadar Karadeniz’in özel isimleriyle çalıştığım için kendimi şanslı hissediyorum.
Gerçekten yaptığınız müzik alıştığımız Karadeniz müziğinden oldukça farklı. Olumsuz tepkiler aldınız mı?
Hem de çok. Ama onlar beni daha da kamçıladı. İlkler hep zordur. Ben köyümde de çok zorluklar yaşadım. Fakat bu zorluklar aşıldıktan sonra çok önemli katkılar sağlıyor. Hem kemençe hem tulum için hala tepkiler geliyor. Benim yöreye uygun çalmadığımı ya da yöre tavrıyla çalmadığımı söyleyenler var. Hatta bu sazları hiç çalamadığı söyleyenler var. Söyleyenler olacakta. Tepki, içten bir kıskançlığında getirdiği bir şey. Mütevazi olmayacağım. İnsanların bilinçlenmesinde en önemli isimlerden ikisi Kazım abi ve benim. Biz, Karadeniz müziğini daha şehirli daha evrensel boyuta taşıdık. Tabuları yıktık.
Kemençe sizin elinizde çok farklı bir hal alıyor. Bu farklılığı nasıl yakalıyorsunuz?
Kazım abiyle beraber bu farklı çalım tekniğini yapan kişileriz. Kemençe, çalış tekniğimizden dolayı kemana benziyor. Ben dünya müziği dinleyen bir adamdım. Dinlediğiniz müzikler içinizde birikiyor ve demlenip bir duygu olarak sazınıza yansıyor. Dolayısıyla, sazıma yansıttığım soundla böyle bir ses çıkıyor. Kimi keman sesine benzetiyor kimi başka bir şeye. Birde baktılar ki bu kemençe başka türlüde kullanılıyormuş.
Kazım Koyuncu ismi geçmişken ondan biraz bahsedebilir misiniz? Örnek aldığınız bir isimdi değil mi?
Kazım abi çok cesaretli bir adamdı. Bana ön ayak oldu. Benim tecrübem olmadığı halde beni konserine çıkarttı. Çok cesaretli olduğu için yaptığı müziğe de bu yansıdı. Karadeniz’de ilk kez rock müzik yaparak bir cesaret örneği gösteriyor. Bende ilkleri yapmayı seven bir insan olduğum için onu örnek aldım. Kendisini önceden tanıdığım için onun yanında çalmak benim için özeldi. Kazım abi, bende bir ışık gördü ki bana bir teklifte bulundu. Bana inandı. Bende ona inandım ve birlikte çok güzel işlere imza attık. Bizim her günümüz beraberdi. Her gün müzik konuşurduk.
Ç o k yoğun bir müzikal çalışmamız oldu. O b enden Karadeniz kültürüyle ilgili şeyler aldı, bende onun müzikal bakış açısından çok şey öğrendim. Hayatımın en mutlu 5 senesiydi. Belki de kendi müziğimi yaparken bile bu kadar mutlu olmayacağım.
Solo albüm yapmaya nasıl karar verdiniz?
Benim albüm yapma fikrim Kazım abi öldükten 2-3 sene sonra oldu. Kazım abi, ondan sonra bu müziği benim devam ettirmemi istiyordu. Bense müziğe, onun yanında enstrüman çalarak devam etmek istiyordum. Onun ölümünden sonra çok büyük bir travma yaşadım. Tamamen her şeyi bıraktım. Yaklaşık bir sene sonra Volkan abiyle müziğe başladım. Ondan sonra dedim ki; “Böyle çalarak olmuyor. Kendime müzik yapmalıyım,” diye başladı solo müzik yapma fikri. Hazırladığım albüm, Kazım abiyle yaptığımız müziğin devamı diyebilirim. Belki bir tık daha ilerisi.
Peki müzik geçmişinizde hangi projelerde yer aldınız?
Tekfen Filarmoni Orkestrası’nda ilk defa kemençemle solist saz olarak yer aldım ve 7 senedir de yer almaya devam etmekteyim. Bu da kemençe adına Türkiye’de bir ilktir. Sultans of the Dance, Anatolia, Anadolu Ateşi, Şaman gibi projelerin hepsinde tulum ve kemençemle yer aldım. İskoç gaydasını elektro gayda olarak kullanan ve gaydaya yeni bakış açısı getiren Hevia grubu ile Harbiye Açıkhava Tiyatrosu’nda ilk kez gayda ve tulum düeti yaptım. Dünyada çok önemli müzik festivallerinde çaldım.
Gaydadan bahsetmişken, gayda ve tulum birbirlerine çok benziyor. Bu iki saz aynıdır diyebilir miyiz?
Bizim sazımız, bizim bölgeye ait bir sazdır. Hani derler ya “Bizden mi aldılar, biz mi onlardan aldık?”. Dünyada paralel gelişim diye bir şey var. İnsanlar birbirinden habersiz aynı şeyleri geliştiriyorlar. Nasıl geliştiriyorlar? Doğa aynı doğa. Koyunun keçinin yetiştiği, kamışın yetiştiği bütün ülkelerde bu saz var. Sadece İskoçlarda değil, Makedonya’da, Bulgaristan’da, Hindistan’da, Kuveyt’te, İngiltere’de… Buralarda da çalınıyor. Hepsi birbirine o kadar benziyor ki… Gayda da bizim tulum gibi beş sesliymiş fakat sonradan sekiz sesli yapmışlar ve inanılmaz geliştirmişler. Şu anda bin tane gaydacı bir arada çalabiliyor. Bizde tulumumuzu da bu hale getirdik. Ustam Sebahattin Kangal ile birlikte yedi yıl çalışarak tulumu geliştirdik. Ses sahasını geliştirdik. 6-7 ses yaptık. Makamsal olarak Hicaz makamı, Kürdi makamı, Saba makamı gibi aklınıza gelebilecek her makamı çalabiliyoruz. Bu konuda mütevazi olamayacağım. Bu devrimi yaratan ve bu konuda öncü olan kişi benim.
Karadeniz müziğine birçok katkınız olmuş. Gerçekleştirmeyi düşündüğünüz başka projeler var mı?
Enstrüman yapımı mezunu olduğum için, ismini kemençello ve kontrkemençe koymak istediğim müzik enstrümanları yapmak istiyorum. Ama zaman problemim var. Ya ben yapacağım ya da yapmak isteyenlere destek olacağım. Ölçüleri belirledim. Ben yapamasam bile birileri yapabilecek. Bu enstrümanlarla birlikte bir yaylı orkestra kurulduğunu düşünün. Bu orkestrayla neler yapılabilir… Kafamda hep böyle projeler var. Bunları gençlerle de hep paylaşıyorum. Yeter ki müziğimiz gelişsin.
Bu içerik Rizeliler Dergisi'nin Sayı 17 · Mart 2013 · s. 74 sayfasında yayımlanmıştır. Metin dergi baskısından aktarılmıştır; özgün sayfa düzeni için sayının PDF'ine bakabilirsiniz.