Vizyon Sahibi, Girişimci Bir İş Adamı: Abdullah Aydın
Röportaj: Beril Mutlu · Fotoğraf: Mustafa İslamoğluRizeliler Dergisi · Sayı 15 · Ocak 2013 · s. 68
Uzun yıllardır ticaret hayatının içinde olan, yurtiçinde önemli markalarla çalışan ve üretiminin büyük bölümünü yurtdışı için yapan, KBS firmanın kurucularından Abdullah Aydın, bu ay dergimizde ağırladığımız isimler biri oluyor. Medyada yer almayı fazla sevmemesine rağmen röportaj teklifimiz kabul eden Abdullah Aydın ile gerçekleştirdiğimiz röportaj ise söyle;
Abdullah Bey, biraz kendinizden bahseder misiniz?
1946 yılında, Rize’nin merkeze bağlı Değirmendere Mahallesi’nde, eski adı Moliva Tepesi’nin yamacında, doğdum. Kurtuluş İlkokulu’nda okudum. Rize Lisesi’nde son sınıfta yerde birlikte çalışmaya başlayarak okurken bir imtihana girdim ve bu inşaat kalıplarında kullanılan kalıp imtihanı kazandım. ABD’de bir ailenin kelepçesini ürettik. Bu kelepçeyi, inşaat yanında lise son sınıfı bir kez daha firmalarına satarak meslek hayatımızda okudum ve bir yıl orda kaldım. New önemli bir adım attık. York’ta üniversite sınavına girdim. Hem
Üniversitesi’ni hem Yaptığımız kelepçeler de Çapa Tıp Fakültesi’nin o dönemde kazandım. ODTÜ’de yapılanlar arasında makine mühendisliği en kalitelisiydi. bölümüne kayıt oldum.
Kelepçe dediğiniz Oradan mezun olduktan sonra okulda kaldım ve 2,5 sene hem avuç içi kadar bir alettir. İlk yaptığımız günlerde çok cazip bir işti. İki yüksek lisans yaptım hem de asistan şantiyeye gittiğinizde, birine mutlaka olarak çalıştım. Akademik çalışmayı satıyordunuz ve alan kişiler bize bırakarak İstanbul’a geldim. Ağabeyim teşekkür ediyorlardı. O dönem bu fırsatı İstanbul’da çalışıyordu. 40 metrekare daha iyi değerlendirebilirdik. Kıymetini bilmedik. Bir tarafımızda da tembellik var. Çünkü biz sadece İstanbul’da hatta ağırlıklı Anadolu yakasında pazarlamasını yaptık. Tüm Türkiye’ye de pazarlamasını yapabilirdik. Dergilere ve gazetelere ilan verebilirdik. Bu işi üç beş sene tek tabanca yaptık. Hep böyle gider sandık ama daha kalitesizlerini yapmaya başladılar. Onlar da işin içine girince, kar oranı düştü ama o arada ürünümüzü Almanya’ya satmaya başladık. Avrupa’da en çok satan biz olduk. Sonra Ümraniye’ye taşındık. Taşdelen’de 600 metrekarelik kendi yerimizi açtık. 1990 yılında, şuan üretimimizin büyük bir bölümünü kapsayan, mağaza mobilyası üretimine başladık. 2006’da Gebze Organize Sanayi Sitesi’ne taşındık ve 6 yıldır buradayız. Ürünlerimiz, Şili’den Papua Yeni Gine’ye, dünyanın en uç noktalarına kadar gidiyor.
ister üretim, ister çizim olsun her sürecin altından kalkıyoruz.
Stand sergileme sistemleri üretiminde Türkiye’de rakipleriniz var mı?
Türkiye’de bu işi yapan çok firma var. Biz, teknik kapasite bakımından, zorluk derecesi yüksek olan işleri yapabilme bakımından, Türkiye’deki en önde olan kuruluşuz diyebilirim. Üretimde zorlu operasyonlar olabilir. Başka firmalar bu işin altından kalkamayız ya da uğraşamayız diyebilirler ama biz uğraşırız. Mutlaka da altından kalkarız. Bu bakımdan özel bir yerimiz var. Çalıştığımız firmalar da bu özelliğimizi bilirler. Teknik ekip olarak birikimli bir kadromuz var. İşin içinde kendi geliştiren bir ekip, işten korkmaz. Bu açıdan bizim ekibimizin önemli bir hüneri var.
Çalışanlarınıza, şirket içerisinde birçok sosyal aktivite imkanı sağlıyorsunuz. Biraz bunlardan bahseder misiniz?
Ağırlıklı olarak stand sergileme sistemleri üretiyorsunuz galiba. Hangi oranda yurtdışıyla çalışıyorsunuz?
Ağırlıklı olarak, yüzde 90 oranında, stand sergileme sistemleri üretiyoruz. Kelepçe üretimi, işimizin yüzde 10’nu kapsıyor. Yüzde 70 oranında da yurtdışıyla çalışıyoruz. İster tasarım, hayallerinizde kendi egonuzu tatmin etmek yoksa, insanlarla beraber mutlu olmayı başarıyorsanız, gerçek anlamada mutluluğun paylaştıkça artığını düşünüyorsanız, hep beraber ilerlemek gerektiğini biliyorsunuzdur. Tek başına mutluluk olmuyor. Dolayısıyla o insanların da bakış açısını geliştirmek, kendi kendilerini geliştirecekleri ortamı sağlamak istiyoruz. Bunun için bilim insanları ve sanatçılarla etkinlikler yaptık. Prof. Bayraktar Bayraklı, “İslamiyet açısından iyi insan ne demektir?” konulu konferans verdi. Sunay Akın’ın farkındalıkla ilgili söyleşisi, tüm çalışanlar dahil, herkesi heyecanlandırdı. Erdal Atabek gelerek; hayatın anlamı ve duygusal zeka üzerine konuşmalar yaptı. Ataol Behramoğlu’ndan şiirler dinledik. Halk müziği sanatçıları Erkan Oğur, İsmail H. Demircioğlu ve Birol Topaloğlu firmamızda konserler verdiler. Sık aralıklarla film gösterimi yapıyoruz. Çalışanlarımıza bileti alıyoruz, servislerle tiyatroya götürüyoruz. Çalışanlarımız da bunlardan mutlu oluyorlar ve işlerini sahipleniyorlar.
Toplam kaç kişi çalışıyor ve çalışanlarınızı yönetirken yaşadığınız zorluklar oluyor mu?
Çalışanlarınızı doğru yönetirseniz Türk insanı çalışır. Eğer çalışmıyorsa, sen onu iyi yönetemiyorsundur. Tabii çok yanlış insanları da seçmemek lazım. Biz 220 kişiyiz burada. İş yoğunluğumuz olduğunda burada kişi sayısı artıyor. Bizim çalışma sistemimize uyum sağlayamayanlar ayrılıyorlar. Kalanlarla uzun süreli çalışıyorlar. Buradan emekli olanlar oldu.
Gerçekleştirmek istediğiniz çok özel bir projeniz var. “Yeni Hayat” projesinden bahseder misiniz?
Bu proje benim gerçekleştirmek istediğim bir hobim. Bu işin hiçbir ticari boyutu yok. İsteğim; enerjisini güneşten elde eden, aynı zaman da bütün sanayi faaliyetini yürütebileceğimiz, ekolojik ve çevre dostu bir yapı oluşturmak. Bütün çalışanlarımızla beraber; okulu, sağlık ve tüm sosyal tesisleriyle bir kasaba kurmak. “Yeni Hayat” projesi; kendi kendi besleyen, daha mütevazi ve daha masrafsız yaşayan ama dünyanın en üst düzey kalitesinde yaşayan bir kasaba olarak düşünebilirsiniz. Mesela 100 kuruşluk enerji harcadığında 1000 kuruşluk ısınılabilecek. Sokaklar düzgün olacak. Çocuklar iyi bir eğitim alacak. Yaşlandığın zaman yaşlıların bakılacağı bir bakım evi olacak. Bu, epeydir hayalim olan bir proje. Hatta yan tarafı satın alma düşüncemiz var. “Yeni Hayat” projemizde yer alacak bir evi, Ar-Ge evi olarak, orada yapacağız.
Son olarak eklemek istedikleriniz nelerdir?
Son olarak, insanlar kendilerini değiştirmelerini ve geliştirmelerini tavsiye edebilirim. Aynı kalmak insanı aynı kalmayan insanlara mahkum eder.
Okumak ve iyiye güzele doğru değişmek önemlidir. Değişimle ilgili şu şiiri de sizlerle paylaşmak istiyorum.
“Dünyaya tek başına meydan okumayı öğrendim genç yaşta. Sonra kalabalıklarla birlikte yürümek gerektiği fikrine vardım. Sonra da asıl yürüyüşün kalabalıklara karşı olması gerektiğine aydım. Düşünmeyi öğrendim. Sonra kalıplar içinde düşünmeyi öğrendim. Sonra sağlıklı düşünmenin kalıpları yıkarak düşünmek olduğunu öğrendim.”
Bu içerik Rizeliler Dergisi'nin Sayı 15 · Ocak 2013 · s. 68 sayfasında yayımlanmıştır. Metin dergi baskısından aktarılmıştır; özgün sayfa düzeni için sayının PDF'ine bakabilirsiniz.