Geçtiğimiz sayıda ilk bölümünü yayınladığımız yazının ikinci bölümünde 93 Harbi ve sonrasıyla ilgili detaylar yer alıyor.
93 Harbi ve Muhacirlik
Rize’den dışarıya büyük kitleler halinde yaşanan en önemli göç ise; 93 Harbi dolayısıyla olmuştur. Rumi tarihle 1293 (1877) yılında başladığı için halk arasında 93 Harbi olarak bilinen bu savaş, Osmanlı Devleti’nin hem batı sınırındaki Tuna (Balkan) Cephesi’nde, hem de doğu sınırındaki Kafkas Cephesi’nde yaşanmıştır. Bu savaşa hazırlıksız yakalanan Osmanlı Devleti ağır bir yenilgi almıştır. Savaşın başlıca sebepleri; Osmanlı Devleti’nde yaşanan azınlık isyanları, Rusya ve Batı Avrupa ülkelerinde, Osmanlı Devleti’nde yaşayan Hıristiyanların insan haklarının çiğnendiği konusunda oluşan tek taraflı kamuoyu, Rusya’nın Balkanlardaki genişleme siyaseti, Romanya ve Bulgaristan’ın bağımsızlık istekleri ve Panslavizm akımıdır.
Yaklaşık 1 yıl süren savaşta, Osmanlı orduları savunma savaşı yapmıştır. Özellikle Balkanlarda, bu olaylar neticesinde, Müslümanlara karşı etnik temizlikler yaşanmış ve yer yer kırımlar görülmüştür. Sonunda batıdaki Osmanlı savunma hatlarını kıran Rus ordularının önü açılmış, dirençle karşılaşmadan İstanbul’un eşiğine (Yeşilköy)’e kadar ilerleyerek Osmanlı Devleti’nin varlığını tehdit etmiş ve bunun sonucunda Osmanlı Devleti çok ağır şartlar içeren Ayastefanos Antlaşmasını imzalamak zorunda kalmıştır. Bu şartlardan Batı Avrupa ülkelerinin hoşnut kalmamaları sonucunda antlaşma geçerliliğini yitirmiş ve kısmen daha ehven şartlar içeren Berlin Antlaşması imzalanarak yürürlüğe girmiştir.
93 Harbi’nin Balkanlar dışındaki önemli bir ayağı olan Kafkasya cephesi özet olarak şu şekilde gelişmiştir; Kafkasya’da Rus ordusunun 75 bin askeri Grandük Mihail Nikolayeviç’in komutasında bulunuyordu. Ayrıca Rus ordusu Gürcüler, Ermeniler ve Terek Kazakları tarafından da desteklenmekteydi. Osmanlı ordusu ise Ahmed Muhtar Paşa’nın komutasındaki 80.000 askerden oluşuyordu. Savaşta Kafkas Rus ordusu Tuna cephesi kadar başarılı olamadıysa da Akkilise – Gümrü ve Iğdır yönünden taarruza geçilmiş ve 27 Nisan 1877 tarihinde Doğubeyazıt Rus işgaline girmişti. Bölgedeki Müslüman gerillalar ve Osmanlı direnişleri Rusları yavaşlattıysa da 17 Mayıs’ta Ardahan’ın işgali önlenemedi. Mayıs ayının son haftasında ise Kars kuşatıldı. Fakat Kars gerisinde bulunan Halyaz ve Zivin bölgelerinde Osmanlı başarısı gerçekleşti. Daha sonra
Gedikler muharebeleri ve Yahniler muharebesi de Osmanlı zaferiyle sonuçlandı. Böylece Kars’taki Rus tehlikesi savuşturuldu.
15 Ekim’de Digor’da gerçekleşen Alacadağ Muharebesi’nde; Ruslar, takviye ile Osmanlı savunma hattını arkadan çevirdi ve Osmanlı’nın 5-6 bin ölü ya da yaralı ile 8 bin 5 yüz savaş esiri kaybı oldu. Kafkas cephesindeki Osmanlı kuvvetleri çözülmeye başladı. 17 Kasım 1877 tarihinde Kars tekrar kuşatıldı. Şehri yaklaşık 25 bin Osmanlı askeri savunuyordu. Cephane ve sayı üstünlüğü olan Rus ordusu, şehrin etrafını sarmıştı. Kars, işgal edildi ve Osmanlı kuvvetleri 2 bin 5 yüz şehit verdi. Rusların kaybı da o kadardı ve Türkler geri kalan askerlerini esir vermişti. Ahmed Muhtar Paşa, Kars-Erzurum arasında kurduğu savunma hattında kış koşullarını iyi değerlendirerek üstün bir savunma savaşı verdi. Ruslar, Erzurum’a doğru taarruz etti ama bu savunma hattını geçemediler. Nene Hatun ve diğer Erzurumlu vatandaşlar Aziziye Tabyası’nda kahramanca savunma yaptı. Gazi Ahmed Muhtar Paşa, çok yıpranmış ve destek alamayan ordusunun imha olmasından endişelendi. Erzurum’dan çekildiler ve Erzurum Rusların eline geçti. Savaşın bitmesinden sonra Rus ordusu Erzurum’dan geri çekildi ama Kars, Ardahan, Batum ve Artvin’in bir bölümü 13 Temmuz 1878’de Berlin’de yapılan antlaşmayla Rusya’ya bırakıldı. Yukarıda da söylendiği gibi bu anlaşma yaklaşık beş ay önce 3 Mart 1878 tarihinde yapılan ve çok daha ağır şartlar içeren Ayastefanos Antlaşması’na göre daha ehven şartlar içeriyordu.
Fotoğrafı büyük boyutta aç93 Harbi, Balkanlarda olduğu gibi Kafkaslarda özellikle Müslüman – Türk kesimleri için yıkım olmuştu. İşgale giren, Batum gibi buraya yakın, Rize bölgesinden de büyük kitleler halinde kaçan Müslüman Türk halkı, daha güvenli olarak düşündükleri batı bölgelerine göç etmeye başlamıştı. Bu göçler 1914’de başlayan Birinci Dünya Savaşı sırasında Rize’nin Rus işgali altına girmesi sırasında da devam etti. Yaşanan göçler büyük ölçüde
Sakarya dolayları ve İstanbul’da son buluyordu. Bu göçler sonucu bazı belde ve köyler tümüyle Rizelilerin iskan edildiği yerleşim yerleri haline geldi. Bu yerleşim yerlerinden bazıları daha önce başka insanların yaşadıkları yerler iken, Rize’den gelen muhacirlerin yerleşmesi sonucu, zamanla, tümüyle Rizeliler köyü haline gelmişti. Bazı yerleşim yerleri ise boş bir alanda yeni bir köy kurulması şeklinde gerçekleşti. Özellikle Yalova, Geyve, Adapazarı’nın muhtelif köyleri, İstanbul’un Anadolu Kavağı, Rumeli Kavağı, Poyrazköy ve bazı Beykoz köyleri buralara yerleşmiş ve Rizeliler nedeniyle tümüyle Rize köyü haline gelmişti.
Bu köylerden Poyrazköy, önceleri çoğunluğu Rum olan bir köy durumundaydı. Karadeniz kökenli vatandaşların yerleşmeleri ve çoğalmalarıyla Rumlar azınlık durumuna düşmüş, sonra da köyü tümüyle terk etmişlerdi. Bu nedenle günümüzde Poyrazköy halkının tamama yakını Rize kökenlidirler. Benzer bir durum da Rumeli Feneri Köyü için geçerlidir. Burasının halkı da Rum’du. Osmanlıların son döneminde
Türkler bu köye yerleşmeye başlamış, 93 Harbi nedeniyle yaşanan büyük göç sonucu da Rize’den gelenler köye yerleşerek Türk nüfusunu artırmıştı. Günümüzde Rumeli Feneri Köyü’nün neredeyse tamamı da Rize kökenlidir. Rumeli Feneri’nde balıkçılıkla uğraşan bu hemşerilerimiz nedeniyle buraya “Balıkçılık Üniversitesi” ve “Balıkçılar Okulu” da denilmektedir.
Tarih boyunca Rize’den dışarıya gerçekleşen göçleri özetleyen bu yazıyı bir soruyla neticelendirelim; Sizce bu göçler gurbet mi? Hicret mi?
Kaynaklar: BOA.DH.TMİK.S.41/49; BOA.A.MKT.MHM.521/38; BOA.HR.SYS.2394/50; BOA.NFS.d.1143; Murat Ümit Hiçyılmaz, Pazar Nüfus Kütüğü (1842 Pazar Sülaleleri), İstanbul 2011; Murat Ümit Hiçyılmaz, Ardeşen Nüfus Kütüğü (1842 Ardeşen Sülaleleri), Rize 2011; Uğur Biryol, Gurbet Pastası: Hemşinliler, Göç ve Pastacılık, İstanbul 2007.